ATEBETܒL HAKÂYIK
VE İLK DÖNEM TÜRKÇE İSLÂMÎ ESERLER SEMPOZYUMU

Hakkında Kurullar Program Bildiri ÖzetleriArama Albüm Destekleyenler İletişim

Bildiriyi Sunan
veyaöncekisonraki

Mustafa Öner

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi0

Kıpçakça Anıtlarda -p Fiil Çekimi Eki

Türk dili tarihinde “Orta Türkçe” teriminin, İslamiyet’in yayılmasından sonraki anıtlardan tarihî Türk yazı dillerinin oluşumuna kadar süren XI.-XV. yüzyılları adlandırmak üzere kullanılmasında anlaşma sağlanmış gibidir (Karamanlıoğlu 1984: 51-64; Árpád 1998: 158). Eski Türk yazı dilinin ses ve şekil bakımından köklü bir değişime girdiği XIII. yüzyıl da bu dönemin tam ortasına denk gelen ve özellikle Oğuzca ile Kıpçakçanın bir yazı dili olarak, İran, Anadolu, Suriye, Mısır, Kafkasya, Kırım, Karadeniz sahalarında kültür merkezlerinde geliştiği bir devirdir.

Tarihçiler, XIII. yüzyıldaki Moğol istilasından sonra bambaşka bir yön alan Türk dili ve edebiyatını, Selçuklu, Altın Ordu, Memlûklu ve Osmanlı devletlerinin siyasi ve kültürel gelişmesi bakımından ele alırken, dil bilimciler özellikle yeni yazı dilleri olarak billurlaşan Harezmce, Kıpçakça ve Oğuzcanın dil içi gelişmelerini XI. yüzyıldaki veya VIII. yüzyıldaki Türk dili varlığı ile mukayeseli olarak incelemektedir.

XI. yüzyılda Mahmud Kâşgarî Türk Dünyasının sınırlarını çizerken en batıda Beçenek’i ve ardından da ?ıfça? ve Oguz’u anmaktadır (DLT 22). Türk dilinin ilk bilgini Türk kavimlerinin konumlarının yanı sıra Kıpçakçanın ses ve şekil özelliklerini de belirlemiştir (yinçü > cinçü “inci”; yogdu > cogdu “devenin çenesinin altındaki uzun tüyler”; tamga? > tama? “damak”; yetti > cetti “yetişti” vb.). Mahmud Kâşgarî, sözlük kısmında da Türk yazı dilini yansıtan Hâkâniye lehçesinin yanı sıra Kıpçakçaya özgü ada? > aya?; adıg > ayıg “ayı”; Hak. arı yagı ~ Kıp. bal; Hak. emet ~ Kıp. evet gibi söz varlığını da tanıtmıştır.

Kıpçak konuşma dili (dialect) hakkındaki bu erken bilgilere rağmen dil tarihinde kavmî ve lenguistik bir adlandırma ile Kıpçakça diyeceğimiz yazı dilinin ancak XIII. asırdan itibaren Altın Ordu, Kırım, Kazan hanlarının saraylarında veya ana yurttan çok uzaklarda devlet dili hâlinde geliştikleri Memlûk Devleti egemenliğinde Mısır’da meydana geldiği açıktır.

Bütün Şark’ta gelişen klasik divan edebiyatı eserleri, yarlıklar, bitikler hâlindeki devlet yazışmaları veya iki dilli sözlükler ve gramerler ile filolojik bir repertuar oluşturan Kıpçakça bu içerik ile olduğu kadar Eski Türkçede görülmeyen yeni gramer şekilleriyle veya yeni işlevlerle de dikkat çekmektedir.

Bu bağlamda, Eski Türkçede daha ziyade çekimsiz fiil şekillerinden biri olarak gözlenen -p zarf fiili, Kıpçakça yadigârlarda kalıplaştığı birleşik fiil kuruluşu içinde (-p turur) bitmiş bir fiili, geçmiş zamanı bildirmek üzere evrilmiş hâlde tespit edilmektedir: GT. (Seyf.) seniñ üçün bir tüş körüpmen hayr bolgay (221-6) vb. Fiilimsilerin tarihî gramerde büyük bir değişim geçirmesi ve bu birleşik fiil yapısı içindeki yardımcı fiilin tamamen tasarruf edilmesi, -p zarf fiilinin bir fiil zaman çekimi eki halinde evrilmesine yol açmıştır. Kıpçak yazı dilinden beri görülmeye başlayan bu yeni gramer şeklinin bugünkü Kıpçak yazı dillerinde de Eski Türkçede var olmayan yeni bir öğrenilen geçmiş zaman çekimi oluşturduğu (Kırg. ça?ırtpapsız “çağırtmamışsınız” vb.) tanıklanmaktadır (Öner 1998: 156-161).

Bildiride Kıpçakçanın da yazı dili hâlinde geliştiği Orta Türkçe devrinden sonra görülen bu {-p turur men} şekilli birleşik fiil yapısı ve onun şeklen kısalarak, anlam ve işlev bakımından evrimleşmiş ikincil grameri, Codex Cumanicus, Kitâb Gülistân bi’t-türkî, Et-tuhfetü’z-zekiyye fi’l-lugati’t-türkiyye gibi Kıpçakça yadigârlar üzerinden incelenecektir.

Tarih/Yer:

29.6.2018.  (YUNUS EMRE SALONU). 14.15-14.30