ATEBETܒL HAKÂYIK
VE İLK DÖNEM TÜRKÇE İSLÂMÎ ESERLER SEMPOZYUMU

Hakkında Kurullar Program Bildiri ÖzetleriArama Albüm Destekleyenler İletişim

Bildiriyi Sunan
veyaöncekisonraki

Mustafa Uğurlu

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, muugurlu@mu.edu.tr

GÜLİSTÂN’IN TÜRKÇEYE İLK TERCÜMELERİNİN DİLİ ÜZERİNE

İran edebiyatının en önde gelen şahsiyetlerinden olan Sa‘dî-i Şîrâzî’nin dünya çapında meşhur eseri Gülistân’ın (“Gulistan”) Türkçeye de değişik dönemlerde tercümeleri yapılmıştır. Mevcut bilgilere göre, bu eserin Türkçeye ilk tercümesini 1391 yılında Memlûk Türkçesiyle Seyf-i Sarâyî; Çağatay Türkçesiyle 1397 yılında Sibîcâbî; Eski Anadolu Türkçesiyle ise, 1430 yılında Mahmûd b. Kadî-i Manyâs yapmıştır. Bu eserler, bilim açısından çalışılmış ve yayımlanmıştır.

Bu çalışmada Gülistân’ın Farsça aslıyla (“Kulliyat-ı Sa‘di - Gulistan”) Türkçeye yapılan bu ilk tercümeleri çeşitli yönlerden karşılaştırılacaktır. Bu bağlamda özellikle kelime tercihleri, atasözleri ve deyimler dikkate alınacaktır. Örnek:

Farsça rubah “tilki” kelimesi, aslına ve lehçelerin ses özelliklerine uygun olarak Memlûk ve Çağatay Türkçesine tülki; Eski Anadolu Türkçesine dilkü olarak tercüme edilmiştir. Ancak hikâyenin bağlamında “tilkiye benzemeyen hayvan” olması için kullanılan Farsça şotor [şütür] “deve” kelimesi, Memlûk Türkçesine teve; Eski Anadolu Türkçesine deve olarak; ancak Çağatay Türkçesine ise aslını yansıtmayacak şekilde arslan kelimesiyle tercüme edilmiştir. Farsça bi-şumar “sayısız” kelimesi, Memlûk ve Çağatay Türkçesine köp; Eski Anadolu Türkçesine ise Farsçası aynen alınmıştır.

Farsça goftem [güftem] “dedim” fiil çekimi, lehçelerin ses özelliklerine uygun olarak Memlûk ve Çağatay ve Eski Anadolu Türkçesine ayt- ~ eyit- fiiliyle tercüme edilmiştir: ayttım ~ ben eyittim. Ayrıca -GInçA ~ -IncA zarf-fiili, aynı görevde, yani bugünkü Türkiye Türkçesinde “-IncAyA kadar” görevinde kullanılmıştır. Eski Anadolu Türkçesi, diğer iki lehçeyle ortaklık gösterirken bugünkü Türkiye Türkçesi farklılaşmıştır.

Farsça ta tiryak ez-‘irak averde şod mar-gezide murde bud atasözü, Memlûk Türkçesine ‘ırakdan tiryak kilginçe yılan zahm-lı ir öler; Çağatay Türkçesine ‘ırak-dagı tiryak kélgünçe yılan ısırgan munda ölgey; Eski Anadolu Türkçesine eger Rum’da yılan sokmış ademe ‘Irak’dan tiryak gelince bilgil ki hali ne olur? şeklinde tercüme edilmiştir. Burada özellikle Eski Anadolu Türkçesine tercüme edenin kendisinin bulunduğu yeri de işaret edercesine Rum kelimesiyle mekânı belirlemesi dikkat çekicidir. Her üç metinde de Farsça mar kelimesi, Türkçe yılan; ancak Arapça tiryak kelimesi, hem Farsçada hem de Türkçede tiryak olarak tercüme edilmiştir. Burada herhâlde yılan kelimesinin yaygınlığından ve tıp teriminin ortak kullanılmasından söz edilebilir. Farsça aslında bulunan tiryak : ‘irak; /…/rde şod : /…/rde bud gibi kelimeler arasındaki seciyi ise Türkçe tercümeler yansıtamamıştır.

Bu kısıtlı metinlerin karşılaştırılmasından şu sonuca varılabilir: Tercüme, bir dilde oluşturulmuş bir dil ürününün (“söz”), anlam yönünden eşdeğerinin bir başka dilde üretilmesidir. Dolayısıyla bir kaynak metin, hedef dile çoğu kere aslını bütünüyle yansıtacak şekilde tercüme edilemez. Bir başka deyişle tercüme metinler, mütercimlerinin ‘anlama ve anlamlandırma’larını yansıtırlar. Ama Gülistan’ın ilk mütercimlerinin bu bağlamda daha da ‘serbest’ davrandıkları söylenebilir. Ayrıca bir dildeki ibareler veya deyimler vs. hedef dillere, o dillerdeki eşdeğeriyle veya aslındaki kelimelerin birebir tercümesi yoluyla tercüme edilebilir ve zamanla o dilin kelime hazinesine dâhil olabilir.

Anahtar Kelimeler:

Türklük bilimi, Türkçe, dil bilimi, tercüme, Sadi, Gülistan

Tarih/Yer:

29.6.2018.  (YUNUS EMRE SALONU). 14.00-14.15