ATEBETܒL HAKÂYIK
VE İLK DÖNEM TÜRKÇE İSLÂMÎ ESERLER SEMPOZYUMU

Hakkında Kurullar Program Bildiri ÖzetleriArama Albüm Destekleyenler İletişim

Bildiriyi Sunan
veyaöncekisonraki

Mehmet Surur Çelepi

Dr. Öğr. Üyesi, Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, msururcelepi@gmail.com

Millî Hatırat Türü Olarak İslami Dönem Türk Destanları

Tarihî ve edebi tür olarak kabul edilen hatıratlar, topluluk halinde yaşamanın bir gerekliliği olarak, geçmişi kayıt altına almanın en etkin yollarındandır. Bu gerekliliğin sonucu olarak, insanoğlunun tarih yazımındaki birinci kaynağı kendi tecrübeleri olmuştur. Tarih yazıcılığı müspet bir bilim olarak kabul edilene kadar, hem Batı’da hem Doğu’da tarihler üsluplarına gösterilen itina bakımından edebi eserler arasında yer alır.

Hatıratlar, bireysellikten sıyrılıp millî özellikler gösterince millîleşerek, kültürel kimliklerin üretilmesinde önemli işlevler üstlenirler. Kültürel inşanın merkezinde yer alan kimlik fenomeni, etnolojik bir temelden çok, tarihsel bir zemine işaret eder. Söz konusu tarihsellik, ortak bir duyuş alanı yaratır ve söz konusu duyuş alanı, millî ve karakteristik bir alan olup tecrübe edilen yaşantılardan, ilişkilenilen eşyaya dek, birlikte geliştirilen reflekslerin sistematize edildiği bir alandır. Oluşan sistem ortak gizil anlaşmalar toplamıdır. Üzerinde konuşulmadan yaratılan bu uzlaşı alanı, kültürel bellek kodlarını meydana getirir. Ortak duyuş olarak da tariflendirebileceğimiz kültürel bellek, millet olma bilinç ve idrakinin bileşenleri arasında yer alır. Söz konusu bellek tasarımı, millî karaktere özgü olma yanıyla öne çıkan destanlarda somut hale gelir. Epik anlatı türü olan detanların genel karakteristiği, millî varoluş meselesine ilişkin temel kodlamalar yaparak, ortak bir idrak zemini oluşturmaktır. Aile, soy, boy, klan gibi toplulukların bir aradalıklarını anlamlı köke dayandırma ve aralarındaki bağı güçlendirme amacıyla yarattıkları destanları, insanların inanmak istedikleri bir tarih kurma sürecinin ürünüdürler.

Türkler, var olma biçimlerini müşahhas bir zemine taşıdıkları büyük bir destan külliyatına sahiptirler. Ortak bir aidiyetle anlamlı hale getirdikleri bu destanlar, Türklerin beşer tasarımlarından hareketle, ayrıcalıklı bir geçmiş hayat formunu barındırırlar. Bir edebi geleneğe aktarılan tasarımdaki beşer hayat ve var olma mücadelesi, ortak aidiyetle birlikte ortak geçmiş hayat formuna evrilir. Bu açıdan destanlar, insanların kendilerini bir kimlik üzerinden tanımlama ve tarif etme gereksinimlerinin somutlaştırıldığı birer “Millî hatırat”tırlar. Bir kahraman tipolojisi etrafında şekillenen destanlar, dinleyiciye kökenine varma, dünyadaki varlığını anlamlı kılma olanağı tanırlar. Anlatının öznesi olan kahramanın geçmiş hayatı, genele yayılarak ve özdeşim kurularak milli hatırata evrilir.

12. ve 15. yüzyıllar arasında Anadolu’yu Türk yurduna çevirmeye çalışanlar, maddi fetih için sınırlarını genişletirken manevi fetih için de İslami forma bürünmüş destanlarını yaratırlar. Böylelikle yeni toprakların içselleştirilmesi için Müseyyeb Gazi Destanı, Eba Müslimname, Battalname, Danişmentname, Saltukname, Umur Gazi Destanı gibi destanlar oluşturulur. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun fethi için mücadele eden Battal Gazi’nin, Doğu ve Batı Karadeniz için mücadele eden Danişment Gazi’nin, Marmara ve Balkanlar için Mücadele eden Sarı Saltuk’un, Ege için mücadele eden Umur Gazi’nin hatırat nevindeki hayatlarını anlatan bu destanlar, bu toprakların kimlikli hale gelmesi için millî emellerin izlerini taşıyan millî hatırata dönüşürler.

Bu bildiride, söz konusu İslami dönem Türk destanlarının, millî hatırat formuna ulaşmasını sağlayan ortak ülküler, fikirler, düşünceler, inançlar ve felsefe tartışılacaktır.

Tarih/Yer:

28.6.2018.  (NECİP ASIM SALONU). 17.00-17.15