ATEBETܒL HAKÂYIK
VE İLK DÖNEM TÜRKÇE İSLÂMÎ ESERLER SEMPOZYUMU

Hakkında Kurullar Program Bildiri ÖzetleriArama Albüm Destekleyenler İletişim

Bildiriyi Sunan
veyaöncekisonraki

İbrahim Şahin

Doç. Dr.

COĞRAFİ TERİMLER AÇISINDAN ATEBETܒL-HAKAYIK VE YUL SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE

Fizikî coğrafyaya ait tabiat unsurlarının türlerini ve görünüşlerini ifade eden coğrafi terimler, bir dilin fizikî coğrafyayı betimleme gücünün göstergesi niteliğinde leksik öğelerdir. Diğer taraftan bu coğrafî terimler, yaradı kuruluşlarında, bazen tek başlarına ve bazen de yeradlarının türünü ve görünüşünü ifade edecek tarzda kullanılırlar. Toponimi (yeradbilim) araştırmalarında, adlandırmanın türünü (adlandırılan nesnenin türünü), adlandırmanın etimonunu (ilk anlamını) ve toponim çerçevesinde gösteren-gösterilen ilişkisini tespit açılarından önemli olan ve pek çoğu indikatör görevinde karşımıza çıkan bu tür sözcüklerin her yönüyle açığa çıkartılması, bu alanın da gelişmesi açısından önemlidir. Avcılık, hayvancılık ve tarımla uğraşan diğer toplumların dillerinde olduğu gibi, Türklerin dilinde de bu tür sözcükler oldukça zengindir. Ancak bazı alanlardaki leksik öğeler kadar (örneğin akrabalık terimleri gibi), bu alandaki sözcüklerin Türkçenin tarihî yadigârlarında yer bulduğu söylenemez. Bununla birlikte bir kısmı yalnızca toponim kuruluşlarında, diğer bir kısmı ise münferit leksik öğeler olarak coğrafî terimler Türkçenin tarihî yadigârlarında karşımıza çıkmaktadır. 117 coğrafî terimle bu alanda epey zengin olan Divanu Lügâti’t-Türk (DLT) kadar zengin olmasa da, hacminin küçüklüğü ve konusunun edebî olması dikkate alındığında 20 civarında coğrafî terimle temsil edilen Atebetü’l-Hakayık da bu konuda fakir değildir.

Atebetü’l-Hakayık’taki coğrafi terimleri, anlamları, kullanış amaçları noktasında genel çerçevede ele alacak olan bu bildiride, daha özelde ‘küçük dere; akarsu’ anlamına gelen “yul” sözcüğü üzerine durulacaktır. DLT’de ‘pınar, göze’ anlamında geçen sözcükle aynı olduğu anlaşılan bu sözcüğün yine DLT’de geçen ve ‘küçük, çok su pınarı’ anlamına gelen “yulak” sözcüğü ile de kökteş olduğu fark edilmektedir. Şorca “çul” 'dere', Hakasça “çul” 'dere' sözcüğü ile de genetik bağı olduğu anlaşılan bu coğrafî terimin “çul” ve DLT’teki ‘su birikintisi’ anlamına gelen “çulıman” (Eski Kıçakçada “çulban/çülben”) sözcüğü ile ne şekilde bir ilişki içinde olduğu araştırılacaktır. Bildiride ayrıca, Tuva’daki Taldı-çul, Hakas’taki Üst-çul, Şep-çul, Xara-çul, Uzun-çul; Kemerovsk bölgesindeki Tul-yul; Krasnayar bölgesindeki Mincul, Sıncul, Üst-çulsk; Çulma vadisindeki İriyul, Balıktı-çul, Çiçka-yul, Yul, İt-çul, İzık-çul, Zınçul; Altay bölgesindeki Çultu, Kuru-yul, Balıktı-yul, Çuluş, Çulça, vb. çok sayıdaki nehir ve yerleşim birimi adlarında indikatör vasfında kullanılan çul/yul sözcükleri ile söz konusu coğrafi terim arasında ilişki kurulacaktır.

Türk dilinin sözcükbilim (leksikoloji) ve yeradbilim (toponimi) alanlarını ilgilendiren bu konu eldeki bilgiler çerçevesinde ayrıntılı olarak ele alınacak olup söz konusu alanlara katkıda bulunulacağı öngörülmektedir.