ATEBETܒL HAKÂYIK
VE İLK DÖNEM TÜRKÇE İSLÂMÎ ESERLER SEMPOZYUMU

Hakkında Kurullar Program Bildiri ÖzetleriArama Albüm Destekleyenler İletişim

Bildiriyi Sunan
veyaöncekisonraki

Ahmet N. Özdal

Dr. Öğr. Üyesi , Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Ağrı, E-Posta: ahozdal@gmail.com

İLK DÖNEM TÜRKÇE ÇEVİRİ ESERLER HAKKINDA –BİR ANALİZ DENEMESİ–

Erken dönemlerde Türkçeye çevrilmiş olan eserlerin önemli bir grubunu, bir savaşçı yetiştiricisi, bir hukukçu yahut bir tıp hekimi için hazırlanmış el kitaplarının oluşturduğu fark edilir. Yani, uygulanabilir, pratik amaçlara hizmet eden, mesleki diyebileceğimiz kitaplardır. Bu gruptakiler, genel olarak –başta Arapça olmak üzere– yabancı bir lisandan ilgili Türk lehçesine çevrilmiştirler. Çeviriye kaynaklık eden orijinal metin ve yazarı hakkında kısa bir malumat, bazen eserin ilk bölümünde verilir. Hatta bu bilgi verilmese bile, eserin ismi ve başlıklarının adlandırılmasından yola çıkarak, aslının Arapça olduğunu anlayabiliriz. Ancak unutulmaması gerekir ki, bu eserlerin çoğu tam metin çeviri değil, çeviri-telif eserlerdir. Yani çeviriyi yapan kişi, eserin aslını iskelet olarak kullanır ve kendi birikimiyle, ortaya farklı bir eser koymuş olur. Tıp eserlerine dair çevirilerde, esas metinde bulunmayan ve yazarın yaşadığı bölgede yetişmekte olan farmakolojik bitkilerin de listeye dâhil edildiği görülebilir. Munyetü’l-Ğuzât’ta, esasında Orta Asya toplumlarında rastlanılan ve büyük ihtimalle eserin orijinal halinde yer almayan bir askeri talim oyunu olan “top urmak” babına geniş yer verilmiştir. Kitab-ı Gunyâ’nın Türkçe çevirisinde de benzeri bir düzenlemenin yapıldığı fark edilir.

15. yüzyıl başlarında Osmanlı saray çevresinde daha farklı bir hareketlenme göze çarpmaktadır. Bilhassa Sultan II. Murad’ın saltanat yıllarına tekabül eden bu dönemde, edebi, dini, felsefi eserlerin, ayrıca tarih kitaplarının Türkçeye çevrilmesine hız verilmiştir ve hem Arapça hem de Farsça eserler, aynı düzeyde çevrilmeye değer bulunmaktadırlar. Özellikle bu zaman aralığında siyasetname tarzında çok fazla eserin Osmanlı Türkçesine kazandırıldığı müşahede edilir. Bu durum, mezkûr dönemde henüz tarihçiler tarafından adı konulmamış bir Osmanlı Rönesans’ı yaşandığını gösterir niteliktedir.